topbella

5 Eylül 2014 Cuma

Cri du cat ve oglum

Merhabalar.Daha önceki yazılarımdan birinde olgumun cri du cat sendromlu oldugunu yazmıştım.Bu gün de bu sendromla ilgili bir yazı yazmaya karar verdim.Oglumda bu sendromu nasıl fark ettim?30 ekim 2012 yılında dogdu Yuşa Selim.Çok iyi beslenmeme ve iyi kilo almama ragmen 2190 gram agırlıgında dogdu.Ben sezaryenle ve epidural anestezi ile dogum yaptım.Dogum sırasında uyumadgım için sesleri dogal olarak duyuyordum.Bir oglun oldu deyince aglama sesi bekledim ama çok tiz bir ses duydum.Odada beslemeye çalıştım memeyi alamadı.Sütümü sagarak beslemeye çalıştım biberon başını alamadı.Damaklı biberon bulduk ve az da olsa besledim.Emme güclügü geçer diye düşündüm ama geçmedi.3ay sütümü sagarak biberonla besledim.3ay sonra süt kesildi.32 günlükken zatürre oldu ve yogun bakıma yattı Yuşam.Hastaneden çıktıktan sonra dogumda başlayan şüphelerim büyüdü.Ve bir kez daha dikkatli müayene ettim oglumu.Müayene sonunda dogumda fark edip de önemsemedigim bulguları birleştirdim ve bunların bir sendroma ait olabileceginden emin oldum.O gece sabaha kadar uyumadım ve kimseye anlatmadım.Sabaha kadar dua ettim.Oglumda fark ettigim bulgular bunlardı:hipospadias(bunu dogumundada görmüştüm.normal çocuklarda da ola biliyor)penisin ucunda olan deligin uçta degil altta ve ya üstte olması,simian çizgisi avuç içinde tek çizgi,hipertelorizm burun kökünün basık olması nedenile göz arası mesafenin geniş olması,skin tag sol kulagında küçük deri eki,kısmi sindaktili elinin 3. Ve 4.parmakları arasında kısmi perde,epikantal kalınlaşma gözde 3.perde(Japon gözü gibi çekik),yüksek damak,emme güclügü,düşük kilo.Bütün bu bulguları birleştirdim ve 2 sendromdan süphelendim.Edwards sendromu ve cri du cat sendromu.Hangisi acaba diye düşünerek solugu üniversite hastanesinin tıbbi genetik bölümünde aldım.Kan örnekleri alındı.1ay sonunda sonuç açıklandı:cri du cat.Kabullenmek çok zordu.Her şeyin hayırlısı dedim ve hayata devam ettim.Şimdi tedavi yolları arayışındayım.Genetik hastalıgın tedavisi yok tabiî ki.Ortaya çıkan semptomları tedavi etmeye ve bebegimin yaşamını daha kaliteli hale getirmeye çalışıyorum sadece…

4 Eylül 2014 Perşembe

Güneş kremim

Bir yaz daha geride kaldı.Dün cildime baktım ve cildim için bir yaz sonu değerlendirmesi yaptım.Değerlendirme sonunda bu yaz cildimin daha az yandığına ve koyu lekelerin oluşmadığına karar verdim.Hepimiz biliyoruz ki yazın olmazsa olmazlarından biri güneş kremidir.Cildine dikkat eden her kes mutlaka güneş kremi kullanıyordur.Güneş kremi seçimi çok önemlidir.Güneş kremi seçerken dikkat edilmesi gereken hususları özetlersek UVA ve UVB ışınlarından korumalı,yüksek güneş koruma faktörü içermeli,%7 aktif içerikler içermeli ve fiziksel engelleyici içermelidir.Şimdi UVA ve UVB nedir,güneş koruma faktörü nedir,fiziksel engelleyici nedir,%7 aktif içerikler nedir sorularına cevap verelim. Cildinize zarar veren iki çeşit UV ışını bulunuyor: UVA ve UVB. Geniş spektrumlu güneş kremleri sizi bu iki çeşit zararlı ışından da korumak için üretilmiştir. UVA ışınları kırışıklıklara ve lekelere neden olup cildinizi erken yaşlanmasına yol açıyor. UVB ışınları ise cildinizi yakıyor. Çok fazla UVA ve UVB ışınına maruz kalmanız cilt kanserine yol açabilir. En iyi güneş kremleri tüm UV ışınlarına karşı koruma sağlamalıdır. Şimdi güneş koruma gaktörünü açıklayalım.Güneş koruma faktörü sayılarla ifade edilir ve cildinizin güneş ışıgında ne kadar süreyle korunacagını belirtiyor.%7 aktif içerikler içermeli dedik.Bu maddeler avobenzone, cinoxate, ecamsule, menthyl anthranilate, octyl methoxycinnamate, octyl salicylate, oxybenzone ya da sulisobenzonedir.Fiziksel engelleyici olarak güneş kremi titanyum dioksit veya çinko oksit içermelidir.Ben bu sene ilk defa CLINIQUE even beter dark spot defense SPF45 kullandım.Krem ilk kullanışta çok hoşuma gitti.Çok ince dokusu var ve yağlılık hissi bırakmıyor ve ve …en önemlisi yukarıda saydığım tüm özelliklere sahip.Her kese tavsiye ediyorum.

2 Eylül 2014 Salı

EBOLA alarmı


                                                                     Resim Internetden alıntı
Dünyamız neredeyse her sene yeni bir virüs hastalıgı tehlikesile alarm veriyor.Bu seferki alarmın ismi EBOLA.İlk olarak 38 yıl önce Kongo Cümhuriyetinde meydana çıktı EBOLA VİRÜSÜ.2013te tekrar adından söz ettirdi.Şimdilerde tekrar dünyayı tehdit ediyor.Virüs ismini Kongodakı bir nehirden alıyor.Virüsün kaynagının yarasalar oldugu düşünülüyor.Virüs insandan insana vücut sıvıları( kan, kusmuk, idrar, dışkı, ter)ile bulaşabiliyor.Ebola virüsüne baglı bagışıklık sisteminde çökme,pıhtılaşma fonksyonunda bozukluk,kanın serum kısmının damar dışına çıkması ve şok tablosu görülmektedir.Virüsün vücuda girmesile hastalık gelişmesi arasındakı zaman 5-10 gündür.Hastalık yüksek ateş,üşüme ,titreme ve halsizlik belirtilerile ortaya çıkıyor.Diger belirtiler baş agrısı, kas agrısı,bulantı,kusma, ishal,karın agrısıdır.Hastalıgın ilerleyen safhalarında göz,kulak,agız,rektum ve ignenin ciltte açtıgı tüm deliklerden kan akıyor.Başka sözle tüm vücuttan dışarı kan akıyor.EBOLA virüsü beyaz kan hücrelerinin sayını hızla azaltıyor,bagışılık sistemini çöktürüyor.Sonunda vücut savunmasız hale geliyor.Bu hastalgın tedavisi için kanıtlanmış tedavi yoktur.Destek tedavileri uygulanmaktadır.Virüse karşı mevcut olan tek klinik çalışma ZMapp deney aşamasında.Şimdiye kadar 7 kşiye uygulandı ve 2si hayatını kaybetti. Kısacası EBOLA alarmının özeti bu.Bütün Dünyaya geçmiş olsun.Umarım en kısa zamanda aşı ve kür bulunur…

1 Eylül 2014 Pazartesi

TIP DİL sınavı,Ankara yolçulugu ve Avatar...

Bir sınav daha geride kaldı.31 avgustosta TIP DİL sınavına girmek için Ankaraya gittim.TIP DİL derken TUS için dil sınavı.Önceleri bu sınavı ÖSYM yapardı.Sonra kaldırıldı. Doktorlar da ÜDS VE KPDS sınavlarına girmeye başladı.Şimdi tekrar TÖMER doktorlar için bu sınavı yapmaya başladı.Ankarayı seviyorum.Çok düzenli buluyorum orayı.Her yer kolay bulunuyor.Ulaşım zorlugu çekmiyorum.Giderken de PAMUKKALE turizmi tercih ediyorum.Otobüs de hizmet de çok iyi.Giderken 23.30 otobüsüne bindim.Gece yolçulugu daha kolay oluyor.Saat 02.00de dalmışım.Uyandıgımda 04.00 gösteriyordu ve otobüs duruyordu.Her kes merak içinde birbirine bakıyordu.Az sonra anons edildi.Karşıda bir tır devrilmişdi ve çekici gelmeden yolda çekilemeyecekdi.Çekicinin gelmesini beklememiz lazımdı.2saat sonra çekici geldi tırı çekdi ve biz yolumuza devam ede bildik.Dönüşte 18.30 arabasına bindim.Bir an önce eve çocuklarıma kavuşmak istedigim için gece arabasını bekleyemezdim.Yolçuluk da çekilmiyor.İyi ki film izleye biliyoruz.Filmlere baktım hangi filmler var diye.Avatar filmini gördügümde çok sevindim.Avatarı 3 kez seyrettim.Uzun zamandır seyretmemeiştim.Hemen açtım.Müzigi beni büyülüyor.Manzaralar muhteşem.Bu film azmimi ve irademi güclendiriyor.Acaip etki ediyor bana.Omatikayaların inançları çok güzel aslında.Dogdumuzda bize bir enerji veriliyor ve bu enerji tükendiginde bu dünyayı terk ediyoruz diyorlar.Çok dogru bence.Duanın gücünü göstermesi de çok güzeldi.İşte Tıp dil sınavı,Ankara yolçulugu ve Avatar…

1 Ağustos 2014 Cuma

Çok sevdigim maskem

Blog adından da belli oldugu gibi hayata dair her şey yayınlanacak bu blogda.Bu gün düşündüm ve sizinle çok sevdigim bir maskeyi paylaşmak istedim.Bu maskeyi çok sık yapıyorum.Maskeyi evdeki malzemelerden yapıyorum.Çok kolay ve aynı zamanda etkili bir maske.Yüzünü derinlemesine temizlemek isteyen her kese öneririm.
maskeyi hazırlamak için ihtiyacınız olan malzemeler:
-1 tatlı kaşıgı kuru maya ve 1çay kaşıgı karbonat -sıcak su (mayayı çözecek kadar)
-yogurt (süzme  yogurt olursa daha iyi).Krem kıvamına gelene kadar iyice karıştırıyorum .Sonra temiz kuru cilde uyguluyorum.Kuruduktan sonra ılık suyla yıkıyorum.Yumuşak havluyla sert şekilde siliyorum.Siyah gözenekler temizleniyor.Sildikten sonra cildimi tonikleyib nemlendirici krem sürüyorum.Sonunda parlak pürüzsüz bir cildim oluyor.

25 Temmuz 2014 Cuma

Başarının sırrı

İki arkadaş yaya olarak dünya turuna çıkıyorlar.Yolda gerekli ola bilecek her şeyi sırt çantalarına dolduruyorlar.Sonuçta çantalar çok agır oldugu için her akşam çok yoruluyorlar.Günlerce seyahat ediyorlar.Her akşam çadır kurarak dinleniyor sabah yeniden yürümeye başlıyorlar.Yine bir akşam deniz kenarında çadırlarını kurarak dinlenirken denizin üzerinde ruhani bir ışık belirdi ve bu iki arkadaşa yakınlaşmaya başladı.Arkadaşlar şaşkınlıkla bibirine bakarken bu ışık demetinden bir ses duydular.'Bu gece deniz kenarındakı çakıl taşlarından sırt çantalarınıza toplayın ve yarın seyahetiniz boyunca sırtınızda taşıyın.Dedigimi yaparsanız yarın akşam her ikinizin de hem çok üzülecegi hem de çok sevinecegi bir haber verecegim.'söyledikten sonra kayb oluyor.Arkadaşlar bu sözler karşısında hem çok şaşırıyor hem de çok kızıyorlar.Çünki bu yorgunlukla bir de çakıl taşları toplamak zorundalar ve yarın seyahetleri boyunca bu taşları sırtlarında taşımak zorundalar.Arkadaşlar çantalarına çakıl taşları topladıktan sonra uyudular ve yarınki geceyi merakla beklediler.Ertesi akşam arkadaşlar daha da yorgun bir vaziyette çadırlarını kurdular.Bütün gün çantalarında çakıl taşları ile gezmişdiler ve fazlasıyla yorulmuşdular.Merakla beklemeye başladılar.Ama ruhani ışık görünmedi ,mesaj gelmedi.Arkadaşlar çok kızdılar.Aldatıldıklarını düşündüler.Çantalaırını açıb bir an önce çakıl taşlarını dökmek için kalkdılar.Çantalarını açtıklarında sevincten bagırdılar.Çantaları elmaslarla dolu idi.Çakıl taşları elmaslara dönüşmüştü.Sevindiler ve üzüldüler.Üzülmelerinin nedeni şuydu;neden daha fazla çakıl taşı toplamadık çantalarımıza.Bu hikayede çok önemli bir mesaj var.Yarın elde edeceginiz başarılar bu gün ne kadar çok çalışmanıza baglıdır.Başka bir deyişle ne kadar çok çakıl taşı toplarsanız o kadar elmasınız olur.Bu gün nerede oldugunuz dün ne yaptıgınıza baglı..Yarın nerede olacagınıza da bu gün ne yaptınız karar verecek…Yarın üzülmek istemiyorsanız bu gün çok çalışın…

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Kusurlarımız

Bu konu her zaman ilgimi çekmiştir.Kusurlarımız olmasaydı ne olurdu?Eskiden bu kusurlar beni çok rahatsız ederdi.Büyüdükce canlı ve cansız varlıkların kusursuz olmadıgını gördüm.Bazen bu kusurlar meziyete ,bazen kurtuluşa dönüşe biliyor.Bu konuyla ilgili bir hikaye okudum ve çok hoşuma gitti.Bu hikayeyi sizinle paylaşıyorum. Bir adam, her gün omuzuna aldığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine.. Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış... Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış; ... Her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve.. Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış iki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış... Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Fakat zavallı çatlak olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ula ştırabildiği için de çok üzülüyormuş. İki yılın sonunda bir gün,görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş: "Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor.." Adam gülümseyerek dönmüş testiye; "Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum.. Senin tarafına çiçek tohumları ektim.. Ve hergün o yolda ben su taşırken,sen onları suladın.. 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp,masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş.